Ulukaya Köyü’nü, Ulus
ve çevresi kayadan çıkan su ile tanımıştır. Ancak Köyün geniş bir kitleye
tanıtılmasında Ulukaya sitesini oluşturan genç ve eğitimli yeni kuşaklarımızdan
Sevgili Mustafa Çetinkaya’nın öncü rol almasının da önemli katkısı olmuştur.
Köyümüzden yetişen iletişim teknolojisini iyi kullanan bu gibi gençlerimizi içten
kutluyorum. Köyün internet sitesinde
çok güzel fotoğraflarla desteklenen Ulukaya Köyü, özellikle de şelale
fotoğrafları, Köyü tanımayıp da siteyi ziyaret eden insanların büyük oranda
ilgililerini çekecek, uzaklarda olan hemşehrilerimizin de özlem duygularına bir parça
merhem olacaktır. Köyümüz Ulukaya’yı
Drahna’ya bağlamak amacıyla kayadan açılan muhteşem yolun yapımında (1963-1964)
Kadıköy’de öğretmen ve müdür olarak çalışmaktaydım. O yolun yapımında Orman
Mühendis Yardımcısı Alaattin Yazıcıoğlu öncülük etmiştir. Yolun yapılması
suyun daha görünür hale gelmesini sağlamıştır. Benim belleğim yol öncesine
ilişkin anımsadıklarım şöyleydi; Suyun kayadan çıktığı şimdiki gibi
görünemiyor, doğrudan kanyona giriyordu. Bu da insanların suya yaklaşmasına izin
vermiyordu. O bölge herkes tarafından ürkütücü bir yer olarak bilinirdi. Dip çukuru
tarlalarında hayvanlarımızı otlatırken bir çok yırtıcı hayvanın, özellikle kurt
ve ayıların, ne kadar yakında olduklarına korkarak tanık olurduk. Düz kayanın
tepesinde otlarken aşağıya uçan ve Gökgöl’den leşleri çıkan hayvanları
görürdük. Gökgöl’de suyun
derinliği ve soğukluğu derin denizleri çağrıştırırdı. Suyun kuvvetli akışı
sonucunda derin bir göl oluşmuştu. Bu gölün alt tarafından, bugün de işlevi devam
eden Köyümüzün su değirmenine arklardan giden bir bent vardı. O dönemdeki manzaranın
güzelliğinin de farklı bir yeri vardır anılarımızda.. Mavi ve yeşilin
kucaklaşması insana, kim bilir bir ressamın elinde nasıl da büyüleyici tablolara
dönüşürdü dedirten cinstendi. Köyün kayaya en yakın,
bugün de var olan Karaoğlan’ın evinin önü ile göl
arasında yemyeşil bir çimenlik vardı. Ve bir de kavak ağacı.. Yıllara
meydan okuyan, zengin su kaynağının beslediği heybetli gövdesi ve upuzun boyu ile
Köyün gençlerinin de ilgisini çekerdi. Gençler ağacının en yükseğine taş atma
yarışına girişir, palaska ile bile ulaşamazlardı. Gölün değirmen bendinin
olduğu yere kadınlar buğday yıkama bezleri ile düzenek kurar, yıkanan buğday
çimlere bez serilerek kurutulur, bu kurutma faslı da şenlik içinde geçerdi. Göl üzerine, ağabeyim
İsmail Önder’in (Emekli Orman Muhafaza Memuru) girişimi ve elleri yatkın bir çok
insanın yardımıyla kuru köknar ağaçlarından basit bir sal yapılmıştı. Salın
üstünde sıralı oturaklar bile vardı. Sala binenler göl üzerinde gezintiye çıkar
ve hoşça vakit geçirirlerdi. Mayıs ayının ilk
haftasonunda Hıdırellez şenlikleri için Ulus ve Bartın’dan özellikle de
memurların katılımı ile gölün kenarında kuzu çevrilir ve piknik yapılırdı.
Salla göl gezintisi yapanların içinden, belleğimde kaldığı kadarı ile, Bartın
nüfus memuru dengesini kaybedip derin suya düşmüş, boğulmaktan zor
kurtarılmıştı. Aynı sırada çırpanan ve ona dikkatsizliği için kızan eşini
anımsıyorum. 60 yıl sonra hafızamda yeniden belirdi bu görüntüler. Kayadan koparılan taşlar,
kanyonda sürüklenerek gölü doldurmuş ve köyde sele neden olmuştu. Bu durum
çevrenin doğal güzelliğinin de yok olmasına yol açmıştı maalesef. Köyde geçirdiğim
çocukluk ve gençlik yıllarımı anımsadığımda zihnimde çok güzel çevre ve insan
manzaları oluşuveriyor. Doğanın etkileyici güzelliğinin yanı sıra güzel
arkadaşlıklar anımsıyorum. Rahmetli babamın da
Köyümüzün nüfus kayıtlarında aslında özel bir yeri vardır. 1979’da 108
yaşında vefat eden Babam Halil Önder (1914-1918) Birinci Dünya Savaşı yıllarında
Yemen cephesinde askerlik yaptıktan sonra Kurtuluş Savaşı seferberliğinde de
(1919-1922) Batı cephesinde savaşa katılmıştır. Rahmetli babam Köyümüz ve
çevresinin “İstiklal Savaşı Şeref Madalyası
ve Beratı” alan tek kişisidir. Bu internet sitesi aracılığı ile hemşehrilerimizle ve yeni kuşaklarla temasımızı koruyacağımıza inanıyor, emeği geçen gençlerimizi çabalarından dolayı tekrar kutluyorum. Halil ÖNDER |